| |
Oca 04
Yokluğunda ne ateşleri hasretimle yaktım da
Bir seni yakamadım, beni yaktığın gibi
Çölde su, mahpusta gün, oruçta ekmek gibi bekledim seni
Sense araya korkular koydun.
Yasaklar koydun…
Şimdi nerdesin diye sakın sorma
Sen çağırdın da ben gelmedim mi?
Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara,
Yağmurlu havalara…Bu kasvetli akşamlara
Sen varken
Bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına
Otobüs duraklarına…
Sen varken ayrılanlara ağlamazdım…
Yıkılmazdım biten sevdaların ardından
Gidenlere küsmezdim
Kalanlara acımazdım…
Sen varken böyle üşümezdim-titremezdim
Masumdum, çocuklar gibi
Böyle delirmezdim-küfretmezdim…
Hele ölmeyi hiç düşünmezdim.
Şimdi soruyorum sana
Adı sevdaysa bu cehennemin
Sen yaktın da ben yanmadım mı?
Biliyorsun
Bütün acılarına ‘yeşil ışık’ yaktım olmadı
Bütün korkularına’arka çıktım’olmadı
Dağlara merdiven dayadım olmadı
Haziranda kar oldum yağdım avuçlarına olmadı
Sevdim olmadı -yandım olmadı-taptım olmadı
Artık benden pes
Bu aşkın biletini istediğin gibi kes
Nasılsa gidiyorsun
Biliyorum git…
Ama ardında
Ağlayan bir çift göz
Paramparça bir yürek
Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan
Çek silahını-daya sırtıma
Titrersem namerdim…
Sen vurdun da ben ölmedim mi?
Ara 08
Bu yazı Sn . Pakize Suda’ya ait..
10.04.2002 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde ve Ocak 2003′te basımı yapılan “Ağız Tadıyla Sevişemedik” adlı kitabında “Gitmek” başlığıyla yayımlanan yazıdır.
Bu günlerde herkes gitmek istiyor
Küçük bir sahil kasabasina
Bir baska ülkeye, daglara, uzaklara…
Hayatindan memnun olan yok.
Kiminle konussam ayni sey…
Herseyi, herkesi birakip gitme istegi.
Öyle “yanina almak istedigi üç sey” falan yok.
Bir kendisi
Bu yeter zaten.
Herseyi, herkesi götürdün demektir..
Keske kendini birakip gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hani kendimizden raziyiz diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herseyi yüzüstü birakmak göze alinmiyor.
Böyle gidiyoruz iste.
Bir yanimiz “kalk gidelim”,
öbür yanimiz “otur” diyor.
“Otur” diyen kazaniyor.
O yan kalabalik zira…
is, Güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma dugusu…
En kötüsü aliskanlik
Aliskanligin verdigi rahatlik,
Monotonlugun dogurdugu bikkinligi yeniyor.
Kaliyoruz…
Kus olup uçmak isterken, agaç olup kök saliyoruz.
Evlenmeler…
Bir çocuk daha dogurmalar…
Borçlara girmeler…
isi büyütmeler…
Bir köpek bile bizi uçmaktan alikoyabiliyor.
Misal ben…
Kapidaki Rex’i birakip gidemiyorum.
Degil busehirden gitmek,
iki sokak öteye tasinamiyorum.
Alip götürsem gelmez ki…
Bütün sokagim köpegim oldugunun farkinda
Herkes onu o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
“Sirtinda yumurta küfesi olmak” diye bir deyim vardir;
Evet, sirtimizda yumurta küfesi var hepimizin
Kendi imalatimiz küfeler.
Ama egreti de yasanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazim.
Barik ufak kaçislar yapabilsek.
Var tabi yapanlar, ama az
Sadece kaymak tabakasi
Hepmiz kaçabilsek…
Bütçe, zama, keyif… Denk olsa.
Gün içinde mesela…
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün
Sabah 9, aksam 18
Sonra baska mecburiyetler
Sikisip kaldik.
Sirf yeme, içme, barinmanin bedeli
Bu kadar agir olmamali.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karsiligi, bir ömür yani.
Ne saçma…
Bahar midir bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar asik olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittigim olmadi hiç.
Ama olsun… istemek de güzel.
Eki 14
Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!
Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimileri yaşlı iken öldürür;
Şehvetli ellerle öldürür kimi
Kimi altından ellerle öldürür;
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.
Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır;
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
Herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez.
Ağu 31
Kazım Bükülmez Dön gel Mustafa Kemalim
Önüne gelen bize bir rol yakıştırır,
Her biri ayrı yanımızdan çekiştirir.
Açılan paketler ülkemizi sıkıştırır,
Dön gel Mustafa Kemal’im dön gel.
Ne olur cevap ver sen bu çağrımıza,
Ezik yaşamak gider bizim ağrımıza.
Anlat bunları körümüze sağırımıza,
Dön gel Mustafa Kemal’im dön gel….
Gel de bak emanetin ne hale geldi,
Kuşun Kürdün elinde oyuncak oldu.
Şamar oğlanına döndü,rengi soldu,
Dön gel Mustafa Kemal’im dön gel.
Şu açıktır ki artık sensiz olunmuyor,
Bir eşkıyanın hakkından gelinmiyor.
Ne yana sürükleniriz o da bilinmiyor,
Dön gel Mustafa Kemal’im dön gel….
Ağu 14
Adı Kaderdi, kadersizliği adında gizliydi,
Tanıştığımızda henüz onaltısındaydı,
Sapsarı saçları, masmavi gözleri vardı
Yanakları al al, dudakları kirazdı,
Gül dalında açmamış goncaydı…
Kirli bir el değmişti beyaz ufuklarına,
El ki, kırılası, yok olası, kahrolası,
Hain bir niyetin çirkin soytarısı…
Simitlerimi satıyordum Kilyos sahilinde
Kaderimin susam taneli simitlerini…
Sabahtı, güvercinler, serçeler yaylımdaydı,
“Bir gevrek” demişti mavi gözlü kadın,
“Bir gevrek, simitçi” demişti…
Yorgun bakıyordu, sarı dalgın saçları
Sonsuz ufuklara yeni sahiller çiziyordu…
Yanına oturmamı istedi, okul çıkışıymış,
Kader dalgın ama yarınlara umutlu
Sarı mavi kaldırımlarda evine yürüyormuş.
Çakal surat kaldırımdan kapmış Kaderi,
Çok ağlamış, yalvarmış, aman dilemiş,
Sonra susmuş, Kader kadersizliğine polis abi.
Kaderi tanıdığımda bir dilberdi,
Gözleri masmavi, hayalleri kapkara
Ama kalbi halen tertemizdi…
Tesadüfen kaderine mazhar olmuş,
Kirletildiği yılları duymuş, kahrolmuştum…
Yeter isimli kadının on yıldır sermayesiymiş
İçeriye de bir hayli borcu varmış.
“Adım Kader lakin kaderin neresindeyim?
Bilmiyorum simitçi, okul çıkışından beri,
Canımın acımadığı bir anı hatırlamıyorum,
On paraya satıldı kaderim bozuk para niyetine
Onaltımda hayatım karartıldı, gücüm yetmedi
Durduramadım kurtulamadım simitçi…”
Pembe kaldırımlarda takunya kafalı,
Hamam bakışlı, salyangoz duruşlu
Ve çakal suratlı bir keş, sizi tahrik etti mi?
Siz hiç kendinize aykırı oldunuz mu?
Ve siz durup dururken, sarı sıcak,
Mavi bir masumun kanına girdiniz mi polis abi?
Bir ara ikimizde sustuk, birden Kader;
“Bezen at kendini diyorum şu serin sulara.
Kilyos beni tutar mı?” diye boğuk bir sesle,
Koyu maviye bakarak iç geçirdi
Ve o sakinliği yok edercesine bir ses;
“Yürü lan k…e!” Sonra büyük bir tokat…
Kader ağlıyor, benim burnum kanıyordu,
Simitlerim Kaderin gözyaşlarıyla buluşuyordu…
Kanayan burnuma değil de polis abi
Kaderin yediği silleye ağlıyordum ben…
Yapma! Dedim it surata, Vurma! Dur! dedim, durmadı…
“Kaybol lan! Gebertirim!” Dedi
Ve elini beline götürüp silahını çekti…
Kader onaltısında vurulmuştu,
Bugün yirmialtıydı
Ve ben onaltısında bir çocuktum,
Onaltısında genç kızlık hayallerini,
Yarınlarını kaybetmiş bir kaderi dinliyordum,
Ben Kaderi onaltısında tanımıştım ama
“O” onaltı değildi, yirmialtıda polis abi…
O gün tası tarağı bocalamıştım
Suratı it iskelesi, bakışları
Hayvan ötesi caniye…
Hırsımdan rüzgar parçalanıyor,
Sular yırtılıyordu, dinmiyordu öfkem
Ne kadar vurursam vurayım çirkin suratına.
Uzatmayım polis abi,
Dayanamadım bu cendereye,
Cebimdeki falçatayı çıkartıp,
Şah damarını kesince
Danalar gibi böğürmeye başladı it surat…
Hiç pişmanlık duymadım,
Hayata aykırı hissetmedim,
Çünkü gözleri gülüyordu Kaderin,
Çünkü it soyunun çırpınması, tiril tiril titremesi,
Oluk oluk kanının akması, bir ömrün en kahpe,
En aşağılık duygularla kirletilmesini temizliyordu,
Dahası Kader gözlerini yumarken polis abi başı dikti…
Yüzünde belirgin bir tebessüm vardı…
Neticede Kader’in gözlerinden bir defa göç etmiştim
Ve Kader’in gözyaşları Kilyos’un poyrazına
Ve derin mavilerine karışmıştı bir kere
Benim kaderimde müebbet yazılsa ne yazar polis abi?
Yaz polis abi bir hayata son verdim suçluyum,
Mutluyum en azından bir Kader yaşıyor,
Haa polis abi, simit tablam size emanet,
Çıkarsam bir gün
Kaderimin simitlerini yine satacağım,
Issız ve tenha parklarda kaderimi arıyacağım…
Bir Kader Mahkumunun Hayat Penceresinden…
Sarki sozleri icin bu temayi begendiyseniz buradan indirebilirsiniz rüya tabirleri
|
|
Son eklenen yorumlar